23 Nisan 2010 Cuma

Şimdi Her Şeyi Bırakıp Bodrum'da Bar Açmak Vardı.

Farklı insanlar, farklı kültürler. Saçma sapan işler ; bir yanda muhafazakarlıktan beynini yitirmiş genç bireyler, bir yanda abazanlıktan farklı bir geometrik cisim oluşturmuş canlılar. Tüm bunların yanı sıra, çok daha farklıları da var. Ortam çocuğu ambiyanslı denyolar, emolar, apaçiler, normal memur sıfatlılar vesaire vesaire.

Bu kadar farklı cinslere ev sahipliği yapan ve kültür başkentine sahip bir ülkede yaşamak… güzel bir hayat duruşu olsa gerek. Sanki tek derdim bu .mına koyim. Değil tabi ; maddi problemler, çıkar ilişkileri, ders notları, duygusal kırıklıklar, ailenin zihinsel tecavüzleri, çoğu zaman bıktıran arkadaş geyikleri, her gün için " ne yapsam acaba ? " tripleri ki en çok da buna hastayımdır. Ne yapsam acaba, hmmm dur yahu şu oyunu bir biteriyim, ardından dün aldığım filmi izler, msn de geyik yapar, biram vardı onu içerim. Dünyada 1 ay içinde benim kadar dejavu yaşayan varsa, orospu çocuğudur.

Çok fazla kafaya takılacak şey varmış, ki hep vardır zaten. Dünyanın en kalender, en dertsiz, en matrak adamı da olsanız, illaki bir sorununuz olur. Hep bir bok çıkar, çok zengin olursunuz paso bir yerden akrabalar türer. Filmlerden biliyoruz güya ama etnik köken olarak, uzak bir coğrafya da değiliz olur bunlar. Okul biter, dert yok tasa yok derken, birden kışla içersinde kendinizi buluverirsiniz. Kızsanız şanslınız tabi. Ama hayat herkes de benzer bir akışkanlıkta ilerlemekte. Doğ, büyü, yaşa ve öl. Lan hep aynı doğrultuda bu işler, okulunu bitir, askerliğini yap-gel, iş hayatına atıl, biriyle tanış veya mevcut olanıyla evlen, çocuk sahibi ol. Benim bu olguya ne kadar karşı çıkan anarşist abilerim vardı. 35'e gelmeden evlendiler. Düşünüyorum da... yok lan yok.

İşte iş bu şekilde olunca insanımızın verdiği abuk subuk replik cevaplar vardır. Her şeyi bırakıp x yerde bar açmak. Ulan 2010 yılındayız, Devlet Bahçeli matematiğiyle bile hesaplasan ; Bodrum'dan bir kiralık da olsa bir yeri alıp, adam edip, bar yapmak ne kadar sermaye ister ? Hiç düşündün mü ? diye sorarsan adama, bütün hayalini sker atarsın…Cihan Ceylan’ın Uykusuz dergisindeki karakteri ‘’Sami’’ gibi bir tip olursun. Aslında paranın bu dünyada geçerli olmadığını düşün, ohh git kur, gelsin İngilizler, gitsin Ruslar, ohh tekilalar, elektronik müzik, hafta sonları blues partyler falan. Güzel tabi güzel de, ne yazık ki 5000 yıl önce lidyalıların başlattığı bir fikir akımıyla devam ediyoruz. Halbuki takas sistemi ne güzeldi.

Olaya farklı bir bakış açısı getirilse ya, ulan asırlardır kimse bunu düşünememiş mına koyim. Bu gece kafam güzel ben düşündüm.Ya o orospu çocukları lidyalılar, amerikalılarla aynı dönem yaşasaydı ? soykırıma uğrayıp, yok olsalardı ve bugün halen daha para diye bir şey olmasaydı ? Neler olurdu .mına koyim diye aklıma bir fikir geldi. Amerika nerden çıktıysa artık. Muhtemelen bira ve sigara alabilmek için göt veriyor olabilirdik burası gerçek. İyi yönleri var sanırım halen kestaneyi çizdirmedik. Ya kötü yönleri... manevi değeri çok yüksek ama maddi değeri 0 olan herhangi bir şeyi son model bir Mustang ile takas ettiğini düşün, şimdi de hüzün bastı, efkar oldu her yer değil mi ? Dünyayı düşünerek kurtaramadığımızı bir kez daha anladıysak ve durduk yere sırf bunaldığın için Bodrum'da bar açamayacağını da tekrar teyid ettiysek, tamam işler yolunda demektir. Gerçek dünyaya tekrar hoş geldin.

Bakıyorum da son yıllarda hakikaten ülkemiz büyük bir sekteye uğradı. Ulan eskiden herkes sanki Sovyet devrimi varmışcasına takılırdı. Ne bileyim, hepimiz aynı hayati bakış açısına sahiptik, hepimiz Fifa 99'u sever, John Motson'a bayılırdık. Hepimiz Adidas Allstar giyerdik ama hiçbirimiz, birimize ; " ulan ne götoş ne özenti bir herifsin. sen de mi allstar giyiyosun lan amk ! " demezdik. Mavi jeans kot pantolon ve Lcw t-shirtler falan da vardı. Şimdi bakıyorum da ; Ugg botlar, Burberry atkılar, siyah altın çizgili Adidas eşofmanlar falan. Hayır yine psikanalize girip, Freud'e bağlayıp, " ulan bu memleket nereye gidiyor ? bizim zamanımızda para…paranın zamanı " gibi cümleler kurmayacağım da harbiden çok uyuzuma gidiyor lan.

Her gün Saray caddesinde yürürken o kafelerde kahve içip muhabbet eden tikileri kesiyorum. Hayır sırf bir gün yanlarına oturucam acaba ne konuşuyorlar diye de, az çok tahmin ediyorum. Niyeyse bu portreyi her gördüğümde aklıma, Tabutta Rövaşata filmi gelir. Birinin hayatta kalma mücadelesi ama diğer filmlerden çok farklı. Bunu öldüren, eli silahlı CIA ajanları değil hayatın ta kendisi, öz acımasızlığı. İşin garibi ben de bu sahneyi düşünürken hep bir sonraki caddeden sağa dönüp Atatürk caddesine giriş yapıyorum. Yaşasın komünizm deyip soluğu Mc Donalds'da almanın farklı bir versiyonu olsa gerek.

Ama gerçek dünya bu, ayık çekilir mi ? O sahte dünyayı tekrar yaşatsın, kafayı yastığa koyup da rahat uyumak için hepsi. O değil de şimdi her şeyi bırakıp Bodrum'da bar açmak vardı...

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Ama gerçek dünya bu, ayık çekilir mi ? O sahte dünyayı tekrar yaşatsın, kafayı yastığa koyup da rahat uyumak için hepsi. O değil de şimdi her şeyi bırakıp Bodrum'da bar açmak vardı...


cok güzel olmuss anıllll :)

Adsız dedi ki...

bodrumda bar açmak da bi başka sahte dünya yaratıyo ki buna da deniz güneş karılar ve bira ile göbek yapıp yan gelip yatmak istiyom anasını satiim, havası ki bu da başka bi rasyonel düşünce olsa gerek, ama artık o ortalıkta dolanan henüz kayıp gençliğin şu anki son hayat planı da bu, çalışmak güç iş, kim yapacak bunca şeyi, herkesin elinde bi sayısal şans topu kuponu:)))

yazı başarılı vesselam, ölene kadar buradayız, yaşayalım bari...

Yorum Gönder