Son derece mantıklı bir eylemdir, bu vesileyle mobilyacı usta'nın karısı sikertilebilir. (Gel amına koyim, her siki cinselliğe bağladın pezevenk. Sen de gel)
Beni bilen bilir, çakallık müessesesine çocukluğumdan beri büyük hizmetler vermiş, hala da can-ı gönülden bu görevine devam etmekte olan bi kardeşinizim. Yine ergenliğe giriş dönemlerimde, okulların kapanması sonucu itlik yapmamdan bıkan valide ve peder yüzme kursuna gitmem konusunda mutabakata varmıştı. Lakin ben orda da rahat durmayıp bir başka çocuğu boğmaya kalkınca kurs müdürünün ''alın götürün bu deccali buradan'' çığlıkları eşliğinde kovulmuştum. Akabinde aile meclisinden çıkan ortak bi kararla eniştemin bir tanıdığı olan mobilyacı İlyas usta'nın yanına gönderilmem gündeme geldi. Uslu bir çocuk olduğum söylenemezdi zira mahallede ne kadar atraksiyonel olay varsa hepsinin içinde bizzat bulunmuşumdur. Hayır, ilerleyen yıllarda yanında çoban köpeğiyle gezen bir avcı olma ümidim olmasa da anama yalvar yakar hastaneden getirttiğim serum lastiği ve kayısı dalından bi şekilde dedeme yontturduğum ''y'' harfi ile sapan yaptırdım. Sapan, lastiğin arasına taş sıkıştırmak suretiyle o taşı fırlatıp, artık allah ne verdiyse hedef aldığınız şeyi vurmanıza olanak veren alet.
Şimdi birader biz asiyiz ya, yolda belde o sokak lambası benim, bu apartman camı senin derken yaptığımız dürzülüğün haddi hesabı yok. Günlerden birgün avare olmuş sapanımla avcılık yeteneklerimi geliştirirken mahallenin alkolik takımından, Asfalt Rıza namlı lavuğun gözüne nişanladım taşı (nişantaşı?) bilmeyerek. Baktım adam ağlıyo, götüme kibrit çalınmışçasına koşarak eve kaçtım. Mamafih Rıza işi gurur meselesi yapıp kahvehanede okey'e dönen pederimin yanına varızlayarak ''benim gözüm çıhsaydı noolacaktı abi? söyle ben gözsüz nabardım?'' diye yardırmış. Bunu duyan peder durur mu? yapıştırmış ıstakayı Rıza’nın kafasına. Yok lan, aslında ıstakayı kaptığı gibi eve geldi:
- lan oğlum uslu dur lan. bırak şu sapanı mapanı artık.
- valla baba.. bilmeden oldu.
- hadi gözü çıksaydı adamın? hadi çıksaydı?
- çıksaydı..
- nabacaktık biz?
- ...
''ulan'' diyorum, adam biraz daha gaz verse babam tereddütsüz evlatlıktan reddedecekmiş beni. İlk vukaatım değil, önceki yaz tatilinde komşumuzun küçük oğlunu bmx marka bisikletimle deyim yerindeyse biçmiştim. Küçük oğlu dediğime bakma, bebe benimle yaşıt da anasının kıymetlisi işte nabarsın. Bundan dolayıdır ki 1 hafta sonra kendimi siteler'de buldum. Siteler: Antakya'nın yegane ve en büyük mobilyacılar sitesidir. Eniştem benim yerime İlyas ustayla konuşup haftalığı 10 milyona (yazıyla on milyon) bağlamış işi. Bildiğin on lira. İşin parasından ziyade bizimkilerin asıl amacı beni mahalledeki serseri takımından birazcık da olsa uzaklaştırmaktı. Sabah sabah anamın ''orda üstün başın batar, şu eskileri giy'' diyerek elime tutuşturduğu kıyafet poşetiyle babamın yamacına düşüp yaldır yaldır imalathaneye vardım. Klasiktir ya, ''eti senin kemiği benim'' muhabbetinden sebep asabım bozuldu. Ustası kalfası toplanmış sabah çayı yudumluyorken gidip üzerimi değiştirdim. Adeta hilkat gariplerini andıran o hallarımı emin ol görmek istemezdin aziz kardeşim, insanlığından tiksinirdin benim o ahvalımı görünce. Koca dükkanda tek çırak olmamdan mütevellit, her sike ben koşturuyorum amına koyim. Hayır, daha önceden çıraklık deneyimim olmadığı gibi, kariyerimi preshanede talaş süpürerek şekillendirmek de istemiyorum. Afakanlar bastı alenen. Bi de tanıdığın yegane iş araçları yıldız tornavida, kontrol kalemi ve çekiç olunca ister istemez afallıyosun. İlyas abi seslendi :
- çıraaak? şş??
- efendim usta?
- üstüpü getir bakiyim.
- taam.
O güne kadar üstüpünün ne demek olduğunu, daha beteri ne işe yaradığını bilmediğimden, ''allah allah? bu adam sabahın sikinde niye üstünü istiyo? yeni değiştirmedi mi?'' kabilinden söylene söylene soyunma odasına gidip o nur yüzlü İlyas usta'nın oduncu gömleği ve kadife pantolon düosundan oluşan kıyafetlerini askıdan alıp vardım yanına :
- getirdim usta.
- ha? onlar ney?
- üstün?
- üstüpü... üstüpü diyorum çocuğum.
- ben ne diyorum?
- işimiz var mınısikiim.
Bu sekans günün taşak malzemesi olmam için yeterliydi. Ben nerden bileyim üstüpü ney, dübel ney, polyester ney? Abi hayatımın şoklarından birini yaşıyorum, inanamazsınız. İlk günü bir şekilde atlattıydım, diğer günler daha kolay olur diye düşünerek ertesi gün biraz rahatladık. İlk gün çaylaklığının getirisiyle yemek bile yemedim dostum, öyle perişandım, düşün. Sonraki günler yalnızlık çekmemi istemediğinden olsa gerek; bizim usta oğlunu getirdi. benden 1 ya da 2 yaş küçüktü bebe, baktım bildiğin tsubasa'ya benziyor iblis. Arkadaş onca dükkanı silip süpürdüğüm, çay servisi yaptığım, bakkala gidip posta gazetesi, kaşarlı dost, gobit, köfte ekmek aldığım yetmezmiş gibi bir de bebesi musallat oldu. Markete gidiyom oğlan peşimde, hırdavatçıya gidiyom peşimde. En son gaflet çöktü azarladım :
- lan cemil siktir git. gitsene babayın yanına?
- yok, ben nabicam ki orda?
- gelme benimle, hadi.
- nereye gidiyon?
- sıçacam, helaya gidiyom. geliyon mu?
- yok, sen git.
Mekanda kafamı dinleyebildiğim tek yer tuvaletti. Tuvalet dediğim sizin evinizdekilere benzemez oğlum, bu tuvaletlere hakikaten sıçılmış. Yani bir tuvalet, ancak bu kadar tuvalet olabilir. Hela taşının rengi bildiğin zift birader, mümkün değil beyaz olduğuna inandıramazsın kimseyi. Lakin bu renge İlyas'ın kalfası Necip'in dişlerinden aşinaydım. Adam suyun icadını kaçırdığı yetmezmiş gibi diş macunu diye bir şey olduğunu duyunca ne yapacağını şaşırıp hava kompresörünü sikmeye kalktı. O derece şapşal amına koyim. Tam heladan çıkıyorum açtım kapıyı, pat! bizim cemil sik gibi dikiliyo yüzüme yamaç:
- lan oğlum git lan, bak sikecem hörgücünü. beni mi dikizliyon?
- yok, babam gönderdi.
- niye?
- fare varmış çöpe atıcaz.
- öff.. ben miyim lan bu dükkanın kavalcısı?
Bir sivrisinekten, bir de fareden hayatta hoşlanmam. Bana ırak olsun da siktirsin gitsin mısır'a sultan olsun öyle iğrenç bi mahluk. Götüm üç buçuk ataraktan elimde kürek ve süpürgeyle yatak odası takımlarının arasına gizlenmiş yuvayı buldum. Böyle pembemsi, ben deyim teletabi, sen de pokemon, ona benzer bi yaratıklar. Cemil denen dürzüye ''la siktir git o babana söyle bunlar yavru'' diyerek (dikkat ettiyseniz bu cemil denen elemana paso siktir çekmem hiçbir şeyi değiştirmiyor) başımdan savdım. Tam bu sırada farelerin anası geldi, karşımda iki ayak üzerine kalkmış romantik romantik beni izliyo. Aldım elime süpürgeyi başladım sikertircesine tepesine indirmeye. Hareket etmeyince öldü diye düşünüp, soyunma odasındaki çöpe atmıştım hayvan ve yavrularını.
Sonra anlayacaktım ki; o fareler ölmemiş aslında, attığım yer de çöp değilmiş. yapabileceğim en salak işlerden birini yapıp; İlyas usta'nın akşam eve götürmek üzere aldığı hazır kadayıfın poşetine atmışım yaratıkları. Aldığım duyumlara göre evde pakedi açıp baygın fareleri gören rukiye abla (ilyas'ın karısı olur) üç gün şoktan çıkamamış... Beni de ertesi gün kovdular.
Pedere durumu izah edemeyince başladı söylenmeye. O günden beri benden ayakkabı boyacısı dahi olamayacağı konusunda ısrar eder, ki aksini de ispatlayabilmiş değilim..

2 yorum:
harbiden adam olmaz lan :D:D
İbrahim GÜL :D: D:
çok eğlenceli bence
Yorum Gönder